SAVURGAN OĞUL’UN DÖNÜŞÜ

“Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır,” dedi yüreği delikanlıya. “Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi, kendi yazgısının yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, kendisine yazılmış olan yolu pek az insan izliyor; oysa bu yol Kişisel Menkıbe’nin ve mutluluğun yoludur. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir şey oluyor. O zaman biz yürekler, giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz, ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz: Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.”

Simyacı, Paulo Coelho


Eğer Simyacı’yı okuduysanız “Kişisel Menkıbe” sözcüğüne aşinasınızdır. Bilmeyenlerimiz için açıklamam gerekirse o bizim varoluş sebebimizdir. Hayattaki amacımız, benliğimizdir. Fakat “Kişisel Menkıbe”mizi gerçekleştirmek adına verilen kararların getirdiği sorumluluklar bize zaman zaman baskı yaratabilir. Bugün sevdiğim bir ressamın güzel bir eseri ile bu kararlardan ve sonuçlarından bahsedeceğiz sizlerle.

Savurgan Oğul’un Dönüşü


Işık-gölge oyunlarıyla anılan Rembrandt 1661-1669 yıllarında çizmiş olduğu eserinde bizleri yönlendirerek dikkatlerimizi önde bulunan bir baba ve iki oğula çekiyor. Sol tarafa baktığımızda bir çocuğun babasının önünde eğildiğini, sağ tarafta kalan çocuğun hoşnut olmayan ifadesini görüyoruz. Arkada kalan karakterlerin net çizilmediğinden Rembrandt’ın sadece öndeki kişilere odaklanmamızı istediğini anlıyoruz. Resmin hikayesi ise şöyledir: Çocuklardan küçük olanı dünyayı gezmek hayalini gerçekleştirmek için ona ait olan mirasını babası hayattayken talep eder. Baba ise memnun olmasa bile çocuğunu üzmemek için bunu kabul eder. Küçük oğul geride bıraktığı yaşlı babasını umursamadan mirasını almasıyla birlikte yokluğa karışır. Çocuğun abisi ise büyük kızgınlık ve kıskançlık duyar. Çünkü diğer oğulun gitmesiyle bütün sorumluluklar ona kalır. Kendisinin de uzaklaşma hayali olmasına rağmen babasına bir şey söyleyemez ve onun yanından ayrılmaz. Yıllar sonra haber dahi alınamayan oğul pişmanlık yaşar. Evet, hayalini gerçekleştirmiştir fakat babasını geride bıraktığı için üzgündür. Bu yüzden eve, babasının yanına dönmeye karar verir. Çekinerek babasından af diler ve babası uzun zamandır görmediği çocuğunun hasreti ile bu özrü kabul eder. Bu nedenle sol tarafta bir çocuğun babasının önünde eğildiğini görüyoruz. Babanın ellerini dikkat ettiğimizde ise bir elinin daha kibar bir elinin daha kaba olduğunu fark ediyoruz. Burada Rembrandt’ın hem baba korumacılığını hem de anne şefkatini yansıtmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Sağ tarafta ayakta duran abinin ise durumu onaylamadığı surat ifadesinden görülüyor. Ama yine de doğru oğul profilinden çıkmamak adına ellerini birleştirerek sadece izliyor.


Evet ilk baktığımızda küçük oğulun verdiği karar oldukça bencil görünüyor olabilir. Fakat o hayalini, “Kişisel Menkıbesi”ni gerçekleştirmek için zor bir karar verir. Ki bu kararın sonucunu abisinin kıskançlığıyla ve babasının yanında olmadığı için yetersiz hissetmesiyle öder. Diğer oğul ise alışkın ve rahat olduğu alandan çıkmaya cesaret edemez ve doğru olanı yapmak için isteklerinden vazgeçer.

Şimdi düşünmenizi istiyorum. Siz hangi oğulsunuz? hayalinin peşinden giden, belki bencilce(!) davranan, kişisel menkıbesi için kararlarının sorumluluklarına göze alan oğul mu; yoksa her zaman doğru olanı yapmak adına onaylanmak için çabalayan, konforunun dışına çıkmak istemeyen oğul mu?

Yazar: Vaveyla

Kaynak: Kafkaokur, Wikipedia

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir