BİR SOLUKTA OKUNACAK KİTAPLAR #2

Bu haftaki yazımız “Bir Solukta Okunacak Kitaplar” serimizin ikincisi. Uzun zaman önce okuduğum ama hâlâ etkisinden çıkamadığım ve ara ara sayfalarını karıştırdığım 5 kitabı bir araya getirmeye çalıştım. Şiirden distopyaya kadar her şeyi bulabileceğiniz bir derleme oldu. Keyifli okumalar..

Nihad Siris – Sessizlik ve Gürültü:

2004 yılında yazılmış olan bu kitap henüz dağıtıma çıkmadan Nihad Siris’in ülkesinde yasaklanmış ve Beyrut’ta yayımlanmış. Açıkcası benim okuduğum ilk distopya Sessizlik ve Gürültü. Çok beğenmekle birlikte yer yer derin düşüncelere daldırdı beni.

Yazar Fethi Şiyn, ülkenin mutlak hakimi olan Lider’in iktidara gelişinin yirminci yıl kutlamalarının yapıldığı sıcak bir güne açar gözlerini. Tıpkı diğer sabahlarda olduğu gibi, propaganda şarkılarının gümbürtüsü sloganların kükreyişine karışmıştır. Düşündüklerini baskı nedeniyle yazamayan ama istenildiği gibi yazmaya da yanaşmayan ve sessiz kalan Şiyn, ülkenin doğal gerçekliği haline gelmiş bunaltıcı karmaşadan bir parça uzaklaşabilme umuduyla kendisini sokağa atar. Ne var ki polis tarafından dövülen bir öğrenciyi kurtarmaya çalıştığında “uzun bir gün”ün başlangıcında olduğundan habersizdir.

Şiyn, “bilinmeyen” bir Arap ülkesindeki zamanın ruhunu ve baskının şiddetini gösteren acı olaylara tanık olur. Lider için yanıp tutuştuğunu sandığı halkın ona fısıldayarak anlattıklarını dinler. İktidarın propaganda faaliyetlerinin işleyişini ve onu kendi sessizliğinden çıkarma planlarını öğrenir. Sadece bir gün içinde, bir devrin sinsi zalimliğinin ne denli korkutucu boyutlara ulaşabileceğini görür ve gösterir.

Ahmed Arif – Hasretinden Prangalar Eskittim

Hasretinden Prangalar Eskittim, ilk kez 1968 yılında yayımlandı. O tarihten günümüze defalarca baskı yaptı. Birbirini takip eden birkaç kuşak sosyalist ve devrimcinin ellerinde, sözlerinde ve şarkılarındaydı. Birçok kişinin acı tatlı hatıralarında unutulmaz, özel bir yeri oldu.
Ahmed Arif şiirleri bizce, hem şairin kendi kuşağının hem de ardından 68-78 kuşaklarının memleket ve halk sevgisini, isyancı ruhunu ve başkaldırı etiğini simgeliyor. Kitabın bu 40. yıl özel basımıyla Ahmed Arif’in dizeleriyle, eski kuşaklara bir kırmızı karanfil vermek istedik. Daha da önemlisi, gözlerden silinmeye çalışıldıkları bu çağda, bu fikirleri ve değerleri genç okurlara taşımak, hatırlatmak istedik.

Mağlup mu desem mahcup mu?
Ama ikisi de değil,
Ben garip, sen güzel, dünya mutlu…
Öyle tuhafım bu akşamüstü,
Sevgilim,
Canavar götürür gibi İki yanım,
iki süngü…

Oğuz Atay – Tehlikeli Oyunlar

Okurken ağlanmalı mı yoksa kahkaha mı atılmalı bilemedim. Yer yer Hikmet karakterine çok kızsam da romanı bitirirken küs ayrılmak içimden gelmedi. Olayların hangisi gerçek, hangisi sahte gibi çelişkiler yaşadım kendi içimde. Gerçek olamayacak kadar radikal düşünceleri vardı Hikmet’in.

”ben ve benim gibi kabuslarından başka kaybedecek birşeyleri olmayan ruh proletaryası, bu dünyadaki yerini ancak büyük oyunun içinde bulabilir”

Kişinin kendiyle savaşmasını ve yenmesini, kendini dönüştürmesini hayati bir sorun olarak algılamaya çağıran, çarpıcı ve sarsıcı bir roman. Romanın başkişisi Hikmet Benol, toplumdaki yoğun kargaşanın temelinde yatan gerçekliği araştırırken, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin toplumu yönetenlerce tehlikeli görüldüğünü seziyor ve ‘oyun oynuyormuş gibi’ ilgilenmenin ve yaşamanın yollarını araştırıyor. Ve hem ‘tehlikeli’ hem de ‘oyun’la dolu bir yolda gidebileceği son noktaya kadar ilerliyor.

Albert Camus – Yabancı

Bazen kendi kendimize bile düşünürken bazı fikirlerimizden çok rahatsız oluruz ve dilden dökülmesi bize kıyamet gibi gelir. Bu kitap tam olarak içinizdeki kıyametin dışa vurmuş hali. Kitap, ikinci el olarak elime geçti ve tüm sayfalarda tek bir yerin altı çizilmişti. Başka insanların düşüncelerine girmiş gibi hissettim o an. Bu kitabın ilk okuyucusu ve benim de okumama vesile olan kişiye teşekkür amaçlı bu yazımı tanımadığım o kişiye, altını çizdiği cümle ile armağan ediyorum.

“İnsan bilmediği şeyler hakkında daima abartılı düşüncelere kapılır. Halbuki tersine, her şeyin cok basit olduğunu görmekteyim.”

1942’de yayımlanan Yabancı, romancı, tiyatro yazarı ve düşünür olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yalnız Fransa’da değil tüm dünyada kuşağının sözcüsü ve yol göstericisi olarak kabul edilen Albert Camus’nün, ilk ve en çok ses getiren yapıtıdır. Romanda,  işlediği bir suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir “yabancı” aracılığıyla, XX. yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşma anlatılır. Bir türlü ele geçirilemeyen “anlam”ın sürekli aranışını, bilincin toplumdan ve dış dünyadan kopuşunu, topluma yabancı duran kahramanın çevresiyle ve toplumla arasındaki çatışmayı anlatan roman, büyüleyici gücünü arka plandaki derin ve suskun acıdan alır. Camus, genç kahramanı Meursault’nun dış dünyayla arasına koyduğu mesafeyi, kendine ve topluma yabancılaşmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını büyük bir ustalıkla dile getirir.

Osman Balcıgil – Yeşil Mürekkep: Bir Sabahattin Ali Romanı

Bundan önceki “Bir Solukta Okunacak Kitaplar” serimde Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna romanını tavsiye etmiştim. Açıkçası Kürk Mantolu Madonna benim icin anlamı en derin olan roman. Bu yüzden de bu sanatın yazarını tanımak için hayatını araştırmaya başlamıştım. Ben çok güzel ve derin izler bulabildim. Umarım ki sizler de bulursunuz. Pişman olmayacağınız bir biyografik eser olduğunu düşünüyorum.

Sabahattin Ali, Bulgaristan’a kaçmasını sağlayacak kişinin istihbarat ajanı olduğunun farkına varamadı. Kendisini, adı ölüm olan o dipsiz kuyuya bıraktı.

Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna, bir dolu öykü ve çoğu şarkı olacak şiirlerini yazamayacaktı artık. Devlet eliyle öldürülecek, “Ankara” isimli yeni romanı da yarım kalacaktı. Başkentte devletin acımasız çarklarının nasıl döndüğünü, siyasilerin ve bürokratların kirli ellerinin nerelere uzanabildiğini yazacaktı mümkün olsaydı.
Yazamadı.

Başına indirilen bir odun parçasıyla, kanlar içinde yığıldı yere. Yeşil mürekkepli dolmakalemi düştü cebinden. Çantasından, yeni romanının sayfaları savruldu etrafa. Yazıları yetim kalmıştı. Biricik kızı Filiz de öyle. Gözleri bir daha açılmamak üzere kapanırken, cüzdanında güzel Aliye’nin fotoğrafları da ağlıyordu.

Kısacık bir hayata, nesilden nesile miras kalacak eşsiz eserler sığdırmayı başarmış, vatansever bir aydındı Sabahattin Ali. Yazılarıyla haksızlığa, baskıya ve dayatmalara başkaldıran, aşka âşık bir sevda adamıydı.

***

Peki biz hangi duygunun insanıyız?

Kübra…

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir